Bugun...


ÖZGÜR ÇELİK

facebook-paylas
ÖLÜ DOSTLARIMA SEVGILERIMLE
Tarih: 02-12-2019 03:04:00 Güncelleme: 07-12-2019 16:01:00


Bir gün  J.J.R’nin onu Emil’le tanıştırmasıyla iç dünyasındaki çelişkilerin üzerine cesaretle ve hiçbir etik kaygıyla bu gidişin gölgelenmesine izin vermeden gitmeyi öğreniyor , koskoca ilimlerin ve sanatların inkışafı insanları mutlu etmeye yetmiş midir ki kendisi mutsuzluğunun nedenlerini o kadar önemsesin diye J.J.R’nin   aniden sorduğu sorusuna, kendi kendine kaldığı anlarda verdiği yanıtları, ona, ulu bir dağdan yazdığı mektuplarla bildiriyor ve yalnız gezenin hayalleri diye baktığı bu mektuplara yenileri ekleniyor, görüşmeleri sıklaşıyor ve bu görüşmelerinin birinde,   gerçi, diyordu, insanlar özgür doğarlar, ama her yerde zincirler içindedir. İnsanlar arasındaki musavatsızlığın menşei üzerine düşüncelerini gözden geçirirken arkadaşı J.J.R.  ona elbette farklı bakış açıları getirecekti. Gerçi toplumla,  o toplum içinde doğmakla  yapılan sözleşmeyi, aynı toplumun bazı fertleri, onu sürükledikleri bazı ilişki biçimleriyle ihlal etmiş olsalar bile, o içtimai mukavele gereği yerine getirmekle yükümlü oldukları kendi edimlerini, yerine getirmedikleri gibi başka etiğe aykırı eylemlerle verdikleri zararın giderimini, onları sanatla sonsuza kadar o halleriyle yaşatmakla sağlayacağını bildiriyordu. Amerika’da demokrasi üzerine sohbet ettikleri sırada Tocqueville’nin “Seni bir arkadaşımla tanıştıracağım” demesi üzerine, kendileri bu kadar yoksulken uluslarının neden bu kadar zengin olduğunu anlatan Smith’le karşılaşmıştı. Kendi ulusunun neden zenginleşemediğinin nedenleri üzerine kafa patlattıkları bu konuşmada, kapitallerinin olmadığını görmüş, Marks dededen borç almak üzere yola çıkmış, dedesi kendi mali durumunun da o kadar iyi olmadığını belirtmiş, artı değerden arttırdıklarının ancak bu kadar olduğunu belirtip, cebindeki bozuklukları ona göstermiş, devrime kadar sabrederse ulusu için bir şeyler yapabileceğini söylemişti.  Bunun üzerine en başa dönmüş, Sokrates’ten savunmasını isteyip, ona Devlet’e bu kadar güvenmemesi gerektiğini çömezinin bile anladığını ve ona Yasalar’ı hatırlattığını belirtmiş,  çömezinin çömezi oradan lafa karşmış, Eidomas’a ve Nikomas’a o kadar etik üzerine uyarılarda bulundum, ama yine de Sokrates kadar olamadılar demiş, artık fizik aleminde dolaşmaktan yorulduğunu, insanların bilmeye temayüllerinin olduğunu, ama tahammüllerinin kalmadığını anladığını söyleyip, ruhları üzerine çalışmalarına devam etmek istediğini belirtmişti. Başka bir topluluğun içine girdiği sırada, onlar da saatin ilerlediğini Augustine’nin hatırlatmasıyla fark etmişler,Efesten kalkıp taaa oralara gelmiş Herakleitus’tan bir bardak su isteyip, kalkıp gitmek istemişler, bunun üzerine Anaximenes ortamın havasından rahatsız olmuş, gerginliğin bu sınırsız ve böyle olduğu için sonsuz bir konu üzerinde gidip gelmesinin, belirsizliğe yol açtığını belirtmiş ve Anaxsogoras’ın şöminedeki ateşi tazelemek için odun toplamaya gitmesi üzerine, onu merak ettiğini ve onu aramak için peşinden gittiğinde ise yolda Aşil’in kaplumbağasına rastladığını, yanında da Zenon’un olduğunu, o yüzden geciktiğini söylemiş, keşke erken gelebilseydim demiş, Parmenides’le beraber içeri girdiğinde, kalıcı bir şeylere ulaşmak için daha ne kadar tartışmaya devam edeceklerini sormuştu. Platon’un senaryosunu yazıp yönetmenliğini yaptığı İdealar Evreni filminin yeni gösterime girdiğinden bahsedip, galasının Mağara Sineması’nda olduğunu öğrendikleri bu filme hep beraber gitmeye aralarında sözleşmişlerdi. İsa’nın, ağbisi Musa’yı örnek alıp, Tanrı’dan Bedavasına Sohbetler kitabını yazmak üzere olduğu bir sırada, yasadışı yayınları bulundurmaktan ve fikir ve sanat eserlerine muhalefetten dolayı çok yükseklerden ve ötelerden indirilmiş bir şikayet dilekçesi gereği yakalandığını, belki de bu yüzden çarmıha gerildiğini, daha sonra da  şikayetçiyle yüzleştirilmek üzere yanına gönderildiğini öğrenmelerine az bir süre kalmıştı. Korintoslulara, Efeslilere ve diğerlerine yazacakları mektuplarla bu durumu bildireceklerini söyleyenler olduysa da bu pek dikkate alınmamış ve bildikleri yoldan gitmeye devam etmişler. Rüsd, İbni Sina ile Farabi’nin dertli ve kederli bir ruh haliyle ortalıkta dolaşması üzerine, bu durumun nedenini anlamak istemişler, içlerinden biri Dante’ye fena halde kırılmış, öğretmenlerini kitabında uygun olmayan bir yerde göstermiş demiş, yanında prensiyle çıkıp gelen Machiavelli, ne var bunda alt tarafı ilahi bir komedi demiş, prensine bu tip durumlarda ne yapması gerektiğine dair öğütlerde bulunmaya devam etmiş. Ütopic tavırları yüzünden birazdan kellesi gidecek olan More, sakalını sıvazlayıp, geçmişteki güzel günlerine dalarak, kendisine, büyük büyük ninesiyle büyük bir aşkla sevişmiş bir Arap’tan miras kalmış adasında, balık yiyip şarap içtiği ve güzel ve yerli kızlarla seviştiği zamanlar için uzun uzun iç geçirmişti.Türlerin Kökeni üzerine kafa patlatan Darvin’in, maymunluk yapmayın lütfen biraz ciddi olun demesi üzerine, Bocacio bitip tükenmeyen onlarca hikayesini anlatmaya kalkışmış, Erasmus rica ederim, lütfen  bir delilik yapmayın artık edepli olun, yeter demiş ve kendini övmüş, kargaşadan canı sıkılan Descartes düşünüyorum da benim varolmam sizin için bir lütuf olsa gerek, deyip yöntem üzerine görüşlerini sunduğu söylevine başlamış, sözünü piyasaya yeni sürdüğü monad adını verdiği ve çocukların severek oynadığı şeytan toplarıyla Leibniz kesmeye kalkmış, bunlar ne biçim top, ne içine bir şey işliyor, ne de dışarı bir şey çıkıyor şeklinde karşı çıkılması üzerine, onları topların topuna dikkat etmeleri konusunda uyarmış, Spinoza’nın herkesi etik davranmaya davet etmesi ve evrende ondan başka bir şey yok demesi üzerine kendilerine biraz gelmişler, Schiller’in estetik üzerine uyarılarını da dikkate alıp güzel sesleri ve sözleriyle Fitche ve Schelling’le birlikte Hegel’i çağırmaya gitmişler, Heeegel, anlaşılması yarım, çık dışarı oynayalım demişler, o sırada edebiyat sınavında ön sırada oturan, mütedeyyin talebe Hafız’ın Divan’ından kopya çektiği için yakalanan Goethe’yi, öğretmeninin azarlaması üzerine içini döküp dertleşmek için Faust’u aradığını görmüşler, ona Mefisto’nun yanına gitti, orada bulabilirsin, demişler, o sırada Rosinante adlı cılız ve sıska bir at tarafından tepilmiş birisinin, adama yaranılmıyor kardeşim, devrini doldurmasına aldırış etmedik, altına at çektik, yanına eşekli uşak verdik, geldi atına bizi teptirdi, diyerek etrafta dolaşıp, öcünü almak için bir şovalye aradığını görmüşler, ardından  ruhunun görünümleri üzerine derin düşüncelere dalmış olan üstadlarını, bu nesnel düşünceciliğine ilişkin sorularıyla rahatsız etmişler, o da arı usumuzu eleştirdi, kılgısal usumuzu eleştirdi, bari yargı gücümüzü rahat bıraksaydı, diye içerlediği Kant’a gönderme’de bulunup, üstümdeki yıldızlı gökyüzü, içimdeki ahlak yasası sözlerini tekrarlaya tekrarlaya ortalıkta dolaşıp duran filozoftan bıkıp usandığını söylemiş. Bilmeden önce bilmeyi istedi, kendine bilinecek bir şey bırakmadı , budala, kendinde şey ne olacak diye kendi kendine söylenip, şimdilik mantığın küçük bir özetini yayıncıya gönderdiğini, asıl büyük mantığının arkadan gelmekte olduğunu bildirmiş, hukuk felsefesinde onların aile yapısının, sivil toplumlarının ve devletlerinin ipliğini pazara çıkardığını söylemiş, bilgelik sevgisini, sevgi olmaktan çıkarıp bilim haline getirdiğini, buna karşın anglosaksonların bu  yararcı ve günoğulcu tutumundan, bilgeliksevisi adına tiksinti duyduğunu, insan insanın itidir, köpeğidir , yok vazgeçtim eşşeğin şeyidir diye ortalıkta dolaşıp duran, yok doğa durumuna dönelim, olmadı doğal halden devre mülk edinelim diyen bu taifenin,  bu işi bırakmalarını,  bunun yerine, pazarda adam gibi elma ve armut satmalarını  söylemiş, felsefe yapmak için Yunanlıların trajik çağından başka bir dönem bulamamış, şu atlara sarılıp zırlayan adama bakın, bir de onun talebesi şu kavgacı Hitler’i bana yamamıyorlar mı, işte buna deliriyorum demiş. Bu sohbetten bunalıma girenler olmuş, sohbete yabancı kalanlar olmuş, onları açık toplumlarının düşmanı ilan eden zevzekler ortaya çıkmış, varlıklarının zamanla değer kazanacağını düşünenler bile olmuş, Batı felsefesinin tarihini yazıyorum diye ortalıkta şişine şişine gezen panayır palyaçoları etrafı kaplamış, nihilist tavırlarla değer bunalımına giren bu kuru kalabalıktan bıkan, saçmanın kendisidir her şeyin anlamı diye geveleyenlerin de belirmesiyle, artık düşüncenin de çivisinin çıktığını iyice idrak eden üstatlar, tarihin sonunun geldiğinin söylenmesi üzerine, hadi ordan ülen deyip kendi çağlarına dönüp, evlerine gitmişler ve bunun üzerine o da evine dönerken, yolda miskinler tekkesine uğramış, orada rastladığı aylak adamla bir süre sohbet ettikten sonra  yeni bir eve taşınmak istediğini, etrafta biraz genişçe bir ev bulabilip bulamayacağını sormuş, o da sokağın biraz gerisinde kiralık bir konağa rastladığını,  bu konuda aşkı memnu şarkısını söyleyen ve bir taraftan da nargilesini yudumlayan karşı sekide oturan adamla konuşabileceğini söylemiş, şimdi tanıdık bir şairin evlenmesine gitmesi gerektiğini ve fakat gelinin araba sevdalısı olduğunu, bu yüzden evliliklerinin pek hayırlara vesile olmayacağını bildiğini, ama arkadaşına gösteremediğini söylemiş, o da bütün bunlardan bana ne diye içinden geçirdikten sonra,  Boğaziçi mehtaplarının o konaktan izlenebilip izlenmediğini merak ettiğini uygun bir dille ifade etmiş, divanın üstünde oturup Shakespeaire adlı bir İngiliz’le hangi açıdan olduğunu Freud’un açımlandırabileceği benzerliği yüzünden,  alttan alta yadırganmış, ama kendisine duyulan saygıdan yine de bir şey kaybetmemiş, ak sakallı birinin, etrafındakilere sırasıyla döne döne,  kim olursan ol gel bana sor demesi üzerine, onun yanına gitmiş, durumunu anlatmış, o da ona kaygusuz bir abdalla yaptığı bir sohbet sırasında, sohbetlerini saz çalan bir  sultan abdal’ın babası kör bir oğlanla birlikte kestiğini, onları da sohbete dahil etmeleri üzerine, konunun ilerlediğini, karaca peşinde koşan bir oğlan’ın da aralarına katılması üzerine ekibin tamamlandığını düşündüğünü, ama kredi kartı borcunu ödeyemediği için, kapısına gelen icra memuruna sevelim, sevilelim bu dünya kimseye kalmaz, diyerek borca ve imzaya ve faizin miktarına itiraz eden Yunus’la onun avukatı,  şarap komasına girdiği için, olan bitenin sonradan farkına varacak olan, bağbozumu üstadı Hayyam’ın da orada olduğunu belirterek,   derdini artık rahatlıkla ifade edebileceğini söylemiş.  O da arka sokakta bir kiralık konak var üstadım, oraya geçmeyi düşünüyorum, ne dersiniz, demiş. O da Verlaine, Baudelaire ve Rimbaud adlı üç kafadarın böyle bir evde esrar içerken yakalandıklarını, mahallelinin muhafazakar, milliyetçi ve mukaddesatçı olduğunu; evli mi, bekar mı olduğunu, o üç kafadarı taklit eden haşin bir Ahmet’in göl kıyısında rubaileriyle ele geçirildiğini,  böyle bir şeye kalkışmamasını tembihlemiş. O da tutunamayanlara anlayış gösterilmesi gerektiğini, Selim’in intiharının Turgut’u nasıl sarstığını anlatmış, kadın sorununa kamelyasız kalıp kalmadıkları açısından yaklaşmanın ileri bir tavır olabileceğini,  esrar konusunda ise bir şey söyleyemeyeceğini belirtmiş, ama kendisini kimsenin kafesleyemeyeceğini de sözlerinin arasına sıkıştırmış. Şu anda karşısında oturan mezarından kalkan bir şehit bile olsa, hurafelere prim vermeyeceğini, Allah’ın askerlerini tanıdığını, ama özellikle aralarında zayıf, cılız ve ince Memet diye birisine rastladığını, ilk zamanlar onu çok sevdiğini, ama konuyu fazla ve gereksiz yere uzattığını, sonra da kendini uzun Mehmet diye tanımladığını, fürüzanın sinemalarını da küçük yaşta izlediğini, konuya yabancı olmadığını, oysa evinde korkudan ölmeye yattığını,  çünkü ruhunun üşüdüğünü, bunu gidermesi için ta oralara gidip Kuyucaklı Yusuf’a danıştığını, onun da mendilinde kan sesleri olan bir adama daha önce rastladığını, sorunlarının benzerlik taşıdığını belirttiğini,  Anayurt Oteli’nde kaldığını ve otele erken dönmesi gerektiğini,  arkadaşının bunalımda olduğunu ve kendisini asmasından korktuğunu söylemiş. O sırada adının Nedim olduğunu sonradan öğrendiği birisinin, Fuzuli ve Baki’yle birlikte hariçten gazel okuması üzerine dikkatleri dağılmış, Şinasi diye birinin araya girmesiyle her şeye yeniden başlamışlar, namı Kemal olan ve ortalığı vatan sevgisiyle bulandıran şahsın, zabitlerce o tekkeden gönderilmesini tepkisiz gözlerle izledikten sonra, oğlunun arkasından veda şiirleri yazıp, sis içindeki bir İstanbul sabahında ölüp, Aşiyan’a gömülen şahsı rahmetle anmışlar, eskilerden şeyh olduğunu ve her tartışmadan galip çıktığını öğrendiği birinin, sefil baykuş ne gezersin bu yerde , yok mudur illerin, vatanın hani demesi üzerine, ona yönelecekken, zaptiyelerin kendisini kumar masasında yakalaması üzerine, kaldırım taşlarına, kafasını gözünü vurup, dokunmayın bana, ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum gibi, ne anlama geldiğini kimsenin hala çözemediği sözler söyleyip, acaip tavırlar sergileyen, eski bir dostun nezarete atıldığını öğrenmişler. Gereksiz alınganlıklarıyla dağa küsmüş ve bu yüzden  mısır tarlalarında bir yere, bir şekilde gizlenmiş bir tavşanın, pardon, bir yakınının, şu Boğaz harbi ne olaki, diyerek yakınim olur, irticaya bulaşmasına yardımcı olun yazılı kart vizitini görevli memurlara vermesi üzerine, serbest kalmış, o sırada, ta Orta Asya taraflarından bindiği atıyla dört nala kapıya kadar gelmiş ve Akdeniz’e doğru, altındaki kısrağı bağlamış birinu kapıda karşılayan  tekkenin müdavimlerine,  gelenin şiirlerini dinleme olanağımız var mı, diye sormuş. Onlar da; yassah, kardeşim yassah, sen işine bah, demişler, biraz sonra atını denize sürüp, Boğaz’dan geçen bir tankerle , saçları saman sarısı olan sevgilisinin peşinden gitmiş. Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç, yeter artık kalkalım, diyen bir müdavime, orda bulunanlar ters ters bakmış. Gençliğinde o atla gidenin annesine aşıkmış demişler. Ötekiler ne var bunda, adam sevmiş demişler, siz asıl şu yeniyetmelere bakın demişler, her şeyin yenisi çıktı. Bu kaçıncı yeni, diye kendi aralarında sohbet eden ve her bir ellerinde yedi meşale tutanlara, belleklerinde kalmadığı için ağızlarında da geveleyecek beş heceden başka bir şeyleri kalmamış olanlar karşı çıkmış. Ne kadınlar sevdim, zaten yoktular, diye yazmayıp, söyleyen birisi tam içeri girmek üzereyken, ve diğer tarafta birisi çocuk ve Allah üzerine bir dialoğu geliştirirken, o sırada herkesin saygıyla karışık kıskançlıkla baktıkları, büyük kurtarıcı denilen birisi, gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç, denilmesine aldırış etmeksizin, hasretinizden pırangalar eskitseniz de gideceğim, unutmayın, bedenlerimiz ölümlü, fikirlerimiz kalıcı   diyerek söze girmiş, bak kardeşim demiş, bu Anadolu yakasında oturma, sen en iyisi Avrupa yakasında, Boğaz taraflarında bir ev bak kendine; bunlara anlattım, olmadı, bunlar için savaştım olmadı, söylev çektim olmadı, çalışkansınız dedim olmadı, zekisiniz dedim olmadı, istersen Genceli Nizami’yi, Firdevsi’yi, Yusuf Has Hacib’i çağırayım, onlara da sor. Orhun Anıtlarını yala yut, yine olmazsa Beydaba’yı getireyim, ona danış, ya da en iyisi git Edebali’yle konuş, bunlardan bir şey olmaz, Annibal’in heykelini dikip, mezarını yaptırdım, kendilerine güvenleri gelsin, düşünsünler,  yine olmadı, dillerini verdim olmadı, tarihlerini anlattım olmadı, hukuklarını yeniledim olmadı, akıllı olun dedim olmadı, kılığınızı kıyafetinizi düzeltin, toplum içine adam gibi çıkın dedim olmadı, anlamadığınız bir dilde ne eveleyip geveliyorsunuz, alın kendi dilinizde okuyun, hiç olmazsa anlayın, dedim olmadı. Olmadı, olmadı, yoktan sanayilerini kurmalarını istedim, temellerini attım, onu da beceremediler, o sırada tarihe bir dönüp bakarsak diye Herodot adlı bir dede söze girmek istediyse de, şimdi olmaz, der gibi bakmaları üzerine, o da şimdide varolmayan zaten yoktur, deyip sustu. Bunun üzerine o kurtarıcı denilen adam söze devam etti ve bunların kültürünü de biliyorum,  bu topraklarda filizlenmiş, o kültürü benimsesinler, özselleştirsinler, içselleştirsinler istedim; Eti dedim, Hitit dedim, Sümer dedim,  yok kardeşim bir kere adamların içlerinde yok. Sen kardeş, en iyisi karşı kıyıya geç, orda bak kendine bir ev dedi, bırak bu konakları falan, onların çoğu Batı’nın taklidi, bak ne diyor Dıranas kardeşim, hoyrattır bu akşamüstüler daima, bak gene hoyratlığım tuttu , kızdırma beni, burada şiiri bol bulursun, ama aklı ara ki bulasın, onu akılları sıra –ki artık varlığından ben de oldukca şüpheliyim, bu konuda verilen oranları ben de takip ediyorum- yargılayıp çoktan kovmuşlar, kendini bil, akıllı ol, geç karşıya rahat et. Yeraltından bir yerlerden çıkardığı bazı notları ona gösterdi ve üzerinde Karomazof Kardeşler’in adresi bulunan bu notları ona verdi; budalalık etme,  git bunları bul, bir suçtan ceza almışlardı, tahliye olmuşlardır sanıyorum, sana yardımcı olurlar, ama yolda ecinnilere yakalanmış kumarbazlara rastlayabilirsin. Onlardan korkmana gerek yok, dedi.  Ertesi gün Anadolu yakasından karşıya geçmek üzere kırmızı ve siyah renklere boyanmış bir sandala bindi, sandalcının, arkasında mai ve siyah bir Anadolu türküsünü sesiyle bir anıya dönüştürerek ve bilumun halkoyunlarını her türlü kurnazlığıyla arkalarında bırakarak kürekleri çekmesi eşliğinde karşıya geçti, karaya çıktığı bir vadide,  her tarafın zambaklarla kaplı olduğunu görünce ilkin şaşırdı. Kibar fahişelerin alçalıp yükselen hayatları ve fiyatları yazılı bir tabelanın önünde dikilen, adının Oblomov olduğunu Zahar adlı İş ve İşçi Bulma Kurumunda kuyruğa girmiş birisinden öğrendiği, tembel olmaktan çok yılgın olduğunu anladığı birisine, elindeki adresi gösterdi, o da adrese bir göz atıp, önce Fransız sokağına gitmelisin, orada biraz kaldıktan sonra Alman felsefesi üzerinden o aradığın şahıslara ulaşabilirsin dedi. Almanya’ya daha önce gittiğini, hatta oraya gitmek için kendisiyle beraber karşıya geçen Homeros adlı şahısla bile yoldaşlık ettiğini söyledi. Adam da  iyi o zaman bana niye soruyorsun, dedi. Homeros evet evet dedi Senaca ve Epicurus da vardı, Vergilius ve Ovidius da,  Latinlere de uğramıştık. Oblomov, dinlenmem ve yeni müşterilerle ilgilenmem lazım, lütfen beni daha fazla meşgul etmekten vazgeçer misiniz, dedi, kaba bir ifadeyle. Oradan ayrıldı. Herodot’un kendisini izlediğini görüp, neden beni takip ediyorsun, diye sordu. Geçmişi bilmezsen, önünü göremezsin, diye yanıtladı Herodot. Bana tekrar tekrar döneceksin, niye rahatsız oluyorsun? Homeros’a öfkeyle baktı, Manas’ı, Altay’ı, Dede Korkut’u tanıyor musun, diye sordu; Homeros da tatlı bir tebessümle, gönlün hala benim de doğduğum diyarlarda değil mi, diye karşılık verdi. O da gülümsedi. Biraz yürüdükten sonra,  savaş ve barış üzerine konuşmaların geçtiği,  özgürlük meydanı denilen bir alanda, geçmekte olan bir trenin yanında, Anna isimli, güzel başı hala avuçlarında, bir hanımla tanıştı. Kadın ona bir ada ülkesinden bahsetti, orada Ulisses diye birisi varmış, günümüzün Odesusu diye biliniyormuş, onunla da sohbet etmesinin kendisine yararı dokunacağını söyledi. Alanda kimler yoktu ki: Neruda, Ritsos, Kavafis, biraz eskilerden Heinne, pantolon yerine bulut renkli bir şort giymiş Mayakovski, tiyatronun etiğinden dem vuran edepsiz ve hırsız bir yalancı bile vardı. Meydanın arka taraflarındaki umumi tuvalete gitmek üzere olan Heinne’e, çekine çekine sokulup, izninizle size bir şey sorabilir miyim? Benim de Tanrı olduğumu, bana o öğretti demişsiniz, bizim oralarda, buna benzer sözleri sarfedenlerin derisini yüzüyorlar, siz ne kadar özgür bir iklimde yaşıyorsunuz?  O da, o kadar iyimser olma çocuğum, çocuğunun topacının döndüğünü söyleyen birini, burada merkeze almışlardı da, merkezden kaçarak kurtulmuştu.  Burada da, yaşayan ve iki ayakları üzerinde duran varlıklar , cadılar ve cadı olmayanlar olmak üzere ikiye ayrılırdı bir zamanlar. Tanrı’nın  izniyle ve de benim de  Tanrı olduğumu öğrenmemden önce, kendinin Tanrı olduğunu elbette öğrenebilmiş olan yüce papamızın yol göstermesiyle, tüm cadıları diri diri yaktık da hepimiz insan kaldık, demiş, Yine de şu an, o kadar umutlu ve mutlu değiliz, birkaç on yıl sonra, şu yahudileri de üstüne krema niyetine çingeneleri sürdükten sonra, rosto yaptık mı saf, arı insanlar olarak, tüm dünyaya insan ve halkların hakları hususunda ahkam kesebileceğiz. Pardon, çok çok özür dilerim, dilim sürçtü, sunum yapabileceğiz sanıyorum dedikten sonra, şimdi müsade ederseniz, çok sıkıştım, sonra bir ara görüşürüz, deyip o sıralarda hisse senetleri tavan yapmış negro ticareti yapan bir şirkete ait gemiyle  oradan uzaklaşmıştı.  Onun sözleri üzerine, bu iklime de kendini biraz yabancı hissettiğini sezdi. Demokritos’un atomlarıyla henüz tanışmamış olan Japonların, ve henüz kıyılmamış Laponların, Eskimoların, Aborjinlerin ve bilumum Kızılderili kabile şeflerinin, hep beraber yol göstermesiyle tekrar;  arkadaşı, dostu, sırdaşı Hegel’i aradı, buldu. Kız arkadaşım beni terketti dedi. Karamozof Kardeşler’e uğrayacaktım, ama yine en iyisinin önce sana danışmak olduğunu düşündüm, bu yakaya yerleşmek, kendime yepyeni değerlerle, yeni bir hayat kurmak, o kızı unutmak ve artık doğru dürüst sevmek ve sevilmek istiyorum, ne yapmalıyım, diye sordu. Seni buraya gönderen arkadaş, benim bir zamanlar Napolyon için dediğimi, kendi toplumu için yaptıklarından ötürü hakketmiş birisi. Onda yanılmıştım ama bunda yanılmadığımı bir gün herkes görecek. Dünya tini bazen bir şahısta tenselleşir. O da, o büyük şahıslardan biri. Onun tavsiyelerine elbette önem vermelisin. Karamozof kardeşlerle de konuşabilirsin. Onlar da sana seve seve yardımcı olurlar, eminim. Tam var iken varolmaya son veren şimdinin sonsuzluğunda, şu an bana sorduğuna göre,  sana derim ki, ussal olan edimseldir, edimsel olan ussaldır. Bunu anladığında sorununu da halletmiş olduğunu göreceksin. Şimdi git, üçe beşe bakma, Pisagora uyma, sayılar duyusal tasarımlardan başka bir şey değildir, artık aklını kullan, ikide bir eğilip bükülmesine, üstündeki kara lekelere, etrafına çekili çitlere, serbest piyasa martavallarına kafayı takma, zamanla onların da saçmalığı anlaşılır, kendine yeni bir evren tut, işe gir, ekmeğini kazan, aferin, kitaplarını da getirmişsin, onları da oku, büyük mantığı dizgiye verdim, yakında çıkacak , onu da muhakkak oku, kendini bil ve tanı, o zaman anlayacaksın, her şeyin  birden ve bir’den doğduğunu.



Bu yazı 63609 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
1 Sivasspor 14 9 2 3 29 13 30 +16
2 Beşiktaş 14 8 3 3 22 16 27 +6
3 Trabzonspor 14 7 2 5 27 15 26 +12
4 İstanbul Başakşehir 14 7 2 5 22 14 26 +8
5 Fenerbahçe 14 7 3 4 28 16 25 +12
6 Galatasaray 14 6 3 5 15 11 23 +4
7 Alanyaspor 14 6 4 4 24 14 22 +10
8 Yeni Malatyaspor 14 5 4 5 29 19 20 +10
9 Göztepe 14 5 4 5 16 15 20 +1
10 Denizlispor 14 5 6 3 14 15 18 -1
11 Gaziantep FK 14 4 5 5 18 24 17 -6
12 Çaykur Rizespor 13 5 6 2 14 21 17 -7
13 Gençlerbirliği 14 3 6 5 22 25 14 -3
14 Konyaspor 14 3 6 5 13 20 14 -7
15 Kasımpaşa 14 3 8 3 19 25 12 -6
16 Antalyaspor 14 3 8 3 13 26 12 -13
17 MKE Ankaragücü 14 2 9 3 9 28 9 -19
18 Kayserispor 13 1 8 4 12 29 7 -17
Takım O G M B A Y P AV
1 Hatayspor 14 9 2 3 21 11 30 +10
2 Akhisarspor 14 7 3 4 21 16 25 +5
3 BB Erzurumspor 14 7 4 3 15 10 24 +5
4 Bursaspor 14 8 4 2 22 19 23 +3
5 Ümraniyespor 14 6 4 4 24 20 22 +4
6 Keçiörengücü 13 5 2 6 11 8 21 +3
7 Menemenspor 13 6 4 3 15 14 21 +1
8 Fatih Karagümrük 14 5 4 5 18 17 20 +1
9 Balıkesirspor 14 5 5 4 14 11 19 +3
10 Giresunspor 14 5 5 4 16 20 19 -4
11 Adana Demirspor 14 4 4 6 17 14 18 +3
12 Altay 14 4 5 5 18 18 17 0
13 İstanbulspor 14 3 5 6 24 23 15 +1
14 Altınordu 14 3 7 4 13 19 13 -6
15 Osmanlıspor FK 14 4 8 2 16 23 11 -7
16 Boluspor 14 2 7 5 13 20 11 -7
17 Adanaspor 14 1 7 6 15 24 9 -9
18 Eskişehirspor 14 4 8 2 21 27 5 -6
Takım O G M B A Y P AV
1 Manisa FK 16 13 1 2 43 12 41 +31
2 Samsunspor 16 11 1 4 37 7 37 +30
3 Yeni Çorumspor 16 10 5 1 25 18 31 +7
4 Sancaktepe Bld 16 9 5 2 25 11 29 +14
5 Hekimoğlu Trabzon 16 9 5 2 29 26 29 +3
6 Tarsus İdman Yurdu 16 8 7 1 23 20 25 +3
7 İnegölspor 16 7 6 3 22 15 24 +7
8 Zonguldak Kömürspor 16 6 6 4 20 20 22 0
9 Pendikspor 16 6 6 4 19 19 22 0
10 Afjet Afyonspor 16 6 7 3 23 20 21 +3
11 Sarıyer 16 5 6 5 16 17 20 -1
12 Amed Sportif 16 5 6 5 12 22 20 -10
13 Hacettepe Spor 16 6 8 2 18 29 20 -11
14 Kırklarelispor 16 4 6 6 11 21 18 -10
15 Gümüşhanespor 16 5 9 2 18 22 17 -4
16 Başkent Akademi FK 16 4 9 3 17 22 15 -5
17 1922 Konyaspor 16 4 10 2 19 28 14 -9
18 Şanlıurfaspor 16 0 15 1 3 51 14 -48
Takım O G M B A Y P AV
1 24 Erzincanspor 16 10 1 5 24 9 35 +15
2 Serik Belediyespor 16 10 2 4 32 18 34 +14
3 Artvin Hopaspor 16 8 2 6 27 12 30 +15
4 68 Aksaray Belediyespor 16 8 3 5 25 11 29 +14
5 Çatalcaspor 16 6 2 8 26 16 26 +10
6 Karaköprü Belediyespor 16 6 3 7 14 10 25 +4
7 Çankaya FK 16 6 5 5 16 15 23 +1
8 Düzcespor 16 6 6 4 11 13 22 -2
9 Buca FK 16 6 6 4 20 24 22 -4
10 Silivrispor 16 5 5 6 18 16 21 +2
11 Sultanbeyli Bld. 16 5 5 6 15 14 21 +1
12 Erzin Spor Kulübü 16 4 5 7 16 15 19 +1
13 Kızılcabölükspor 16 4 6 6 21 22 18 -1
14 Şile Yıldızspor 16 4 7 5 12 14 17 -2
15 Yeni Orduspor 16 2 3 11 5 8 17 -3
16 Yomraspor 16 3 6 7 15 18 16 -3
17 Tokatspor 16 0 13 3 7 32 3 -25
18 Manisaspor 16 0 13 3 9 46 3 -37
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 09/12/2019 Kayserispor vs Çaykur Rizespor
 13/12/2019 Alanyaspor vs Antalyaspor
 14/12/2019 Çaykur Rizespor vs Kasımpaşa
 14/12/2019 Gençlerbirliği vs Göztepe
 14/12/2019 Galatasaray vs MKE Ankaragücü
 15/12/2019 Gaziantep FK vs Kayserispor
 15/12/2019 Sivasspor vs Fenerbahçe
 15/12/2019 Beşiktaş vs Yeni Malatyaspor
 16/12/2019 İstanbul Başakşehir vs Konyaspor
 15/12/2019 Beşiktaş - Yeni Malatyaspor Beşiktaş ligdeki son 8 maçında hiç kaybetmedi  Beşiktaş yenilmez
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 09/12/2019 Menemenspor vs Keçiörengücü
 13/12/2019 Altay vs Adana Demirspor
 14/12/2019 BB Erzurumspor vs Giresunspor
 14/12/2019 Boluspor vs Fatih Karagümrük
 14/12/2019 İstanbulspor vs Eskişehirspor
 14/12/2019 Adanaspor vs Menemenspor
 15/12/2019 Keçiörengücü vs Hatayspor
 15/12/2019 Ümraniyespor vs Osmanlıspor FK
 15/12/2019 Balıkesirspor vs Akhisarspor
 15/12/2019 Ümraniyespor - Osmanlıspor FK Osmanlıspor FK ligdeki son 5 maçında hiç kazanamadı  Ümraniyespor yenilmez
 15/12/2019 Ümraniyespor - Osmanlıspor FK Ümraniyespor ligde evindeki son 7 maçında hiç kaybetmedi  Ümraniyespor yenilmez
 15/12/2019 Keçiörengücü - Hatayspor Keçiörengücü ligde evindeki son 7 maçında hiç kaybetmedi  Keçiörengücü yenilmez
 15/12/2019 Balıkesirspor - Akhisarspor Balıkesirspor ligdeki son 5 maçında hiç kazanamadı  Akhisarspor yenilmez
 15/12/2019 Balıkesirspor - Akhisarspor Akhisarspor ligdeki son 5 maçında hiç kaybetmedi  Akhisarspor yenilmez
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 14/12/2019 Kırşehir Belediyespor vs Van Spor
 14/12/2019 Tuzlaspor vs Eyüpspor
 15/12/2019 Bayburt Özel İdare Spor vs Sakaryaspor
 15/12/2019 Elazığspor vs Kastamonuspor
 15/12/2019 Kahramanmaraşspor vs Ergene Velimeşe
 15/12/2019 Bandırmaspor vs Etimesgut Belediyespor
 15/12/2019 Bodrumspor vs Uşak Spor
 15/12/2019 Kardemir Karabükspor vs Ankara Demirspor
 15/12/2019 Niğde Anadolu FK vs Sivas Belediyespor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 14/12/2019 Çankaya FK vs Silivrispor
 14/12/2019 Manisaspor vs Tokatspor
 15/12/2019 Yomraspor vs Kızılcabölükspor
 15/12/2019 24 Erzincanspor vs Yeni Orduspor
 15/12/2019 Buca FK vs Düzcespor
 15/12/2019 Çatalcaspor vs Artvin Hopaspor
 15/12/2019 Erzin Spor vs Karaköprü Belediyespor
 15/12/2019 Şile Yıldızspor vs Serik Belediyespor
 15/12/2019 68 Aksaray Belediyespor vs Sultanbeyli Bld.
 15/12/2019 68 Aksaray Belediyespor - Sultanbeyli Bld. 68 Aksaray Belediyespor ligdeki son 10 maçında hiç kaybetmedi  68 Aksaray Belediyespor yenilmez
 15/12/2019 Erzin Spor - Karaköprü Belediyespor Karaköprü Belediyespor ligde deplasmandaki son 6 maçında hiç kazanamadı  Erzin Spor yenilmez
resmi ilanlar
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI